Uzayın Sırları

İçinde yaşadığımız evren ne kadar büyük? Gök cisimleri nasıl bir kaos olmadan bir arada nasıl duruyorlar? Üzerinde yaşadığımız dünya, nasıl bizim yaşamımız için bu denli uygun bir barınak olabildi? Üzeri krater ve kayalarla kaplı küçük bir gök cismi olan Ay yeryüzündeki yaşamı nasıl etkiler? Evet, bugünkü programımızda bu sorulara cevap vermeye çalışacağız.
Uzayı inceleyen bilim adamlarını şaşırtan en önemli özellik evrene büyük bir düzenin hâkim olmasıdır. Evrendeki düzenliliği en açık olarak gözlemlediğimiz alanlardan biri Dünyamızın içinde bulunduğu Güneş Sistemi'dir. Güneş Sistemi içinde yaşama uygun bir yüzey ve atmosfere sahip olan yegâne gök cismi ise Dünya'dır.
Güneş’in Çekim Gücü
Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde, büyük bir denge ile karşılaşırız. Gezegenleri dondurucu soğukluktaki dış uzaya savrulmaktan koruyan etki, Güneş'in "çekim gücü" ile gezegenin "merkez-kaç kuvveti" arasındaki dengedir. Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar. Ama eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı.
Gezegenlerin Dönüş Hızı
Bunun tersi de mümkündür. Eğer gezegenler daha hızlı dönseler, bu sefer de Güneş'in gücü onları tutmaya yetmeyecek ve gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Oysa çok hassas olan bu denge kurulmuştur ve sistem bu dengeyi koruduğu için devam etmektedir.
Bu arada söz konusu dengenin her gezegen için ayrı ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları çok farklıdır. Dahası, kütleleri çok farklıdır. Bu nedenle, hepsi için ayrı dönüş hızlarının belirlenmesi lazımdır ki, Güneş'e yapışmaktan ya da Güneş'ten uzaklaşıp uzaya savrulmaktan kurtulsunlar.
Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem, sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hâkimiyetinden kaynaklanabilir... O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na, "Üstün Kuvvet Sahibi Rab" denir.

Güneş’in Büyüklüğü ve Uzaklığı
Güneş'in çapı, Dünya'nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım; eğer çapı 12.200 km. olan Dünya'yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Ama asıl ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş'in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi'nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.
Galaksimizin Büyüklüğü
Ancak bu kadar dev bir boyuta sahip olan Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça mütevazıdır. Çünkü Samanyolu galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır. Eğer bu yıldızlardan her birini bir saniyede saydığımız varsaysak ve bu sayımı yemeden içmeden kesintisiz yapıyor olsaydı sayımı yaklaşık 8000 bin yılda ancak tamamlanırdı.
En Yakın Yıldız
Bu yıldızların içinde Güneş'e en yakın olanı Alpha Centauri'dir. Eğer Alpha Centauri'yi az önce yaptığımız ölçeğe, yani Dünya'nın misket büyüklüğünde olduğu ve Güneş ile Dünya'nın arasının 280 metre tuttuğu ölçeğe yerleştirirsek, onu Güneş'in 78 bin kilometre uzağına koymamız gerekir!
Modeli biraz daha küçültelim. Dünya'yı gözle zor görülen bir toz zerresi kadar yapalım. O zaman Güneş fındık büyüklüğünde olacak ve Dünya'ya üç metre mesafede yer alacaktır. Bu ölçek içinde Alpha Centauri'yi ise Güneş'ten 640 kilometre uzağa koymamız gerekir.
Yıldızlar Arasındaki Mesefe
Bu devasa mesafelerine karşın Samanyolu galaksisi uzayın geneli düşünüldüğünde çok "küçük" bir yer dir. Çünkü uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 300 milyar kadar!... Bu galaksilerin arasındaki boşluklar ise, Güneş ile Alpha Centauri arasındaki boşluğun milyonlarca katı kadardır.
George Greenstein, bu akıl almaz büyüklükle ilgili, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında şöyle yazar:
Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır. (George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 21)
Greenstein, bunun nedenini de açıklar; uzaydaki büyük boşluklar, bazı fiziksel değişkenlerin tam insan yaşamına uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca Dünya'nın, uzay boşluğunda gezinen dev gök cisimleriyle çarpışmasını engelleyen etken de, evrendeki gök cisimlerinin arasının bu denli büyük boşluklarla dolu oluşudur.
Kısacası evrendeki gök cisimlerinin dağılımı, insanın yaşamı için tam olması gereken yapıdadır. Dev boşluklar, amaçsız yere ortaya çıkmamışlardır; amaçlı bir yaratılışın sonucudurlar.
Samanyolu Galaksisi’nin Büyüklüğü
Galaksimizin diskinin çapı yaklaşık 100 bin ışık yılıdır. Toplam galaksi kütlesinin yarısına sahip olan disk; gaz, toz ve genç yıldızlardan müteşekkildir.
Işık, galaksimizin bir kenarından diğer kenarına yaklaşık 100 bin yılda (bir jetle ancak 100 milyar yılda ulaşılabilir) varır; Güneş sistemini ise 12 saatte kat eder. Güneş sistemimiz Orion spiral kolunun yanı başındadır ki, buranın Samanyolu’nun merkezine uzaklığı yaklaşık 30.000 ışık yılıdır (285 trilyon km).
Spiral kolun Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında bir defa dönmesi yaklaşık 250 milyon yıl sürer. Bu dönüşü bugüne kadar 50 defa yapmıştır; çünkü bu spiraller merkezden (çekirdekten) daha önce gelişmişlerdir, yani tahmini 15 milyar yıl önce. Buna göre diyebiliriz ki, Samanyolu Dünya’dan üç kat daha yaşlıdır. Yaratılışından bugüne kadar Samanyolu’nda ne bir kaos, ne de bir karışıklık görülmüş ve yaşanmıştır. Çünkü bütün bunlarda zerre kadar olsun hesap hatası ve şaşmaya rastlamak mümkün değildir.
200 Milyar Yıldızı Bünyesinde Bulunduran Samanyolu Galaksisinin Uzay İçindeki Hızı Saatte 950.000 km.dir!
Evet, bu gerçekler, “O semayı yükseltti ve ölçü verdi.” (Rahman, 7) ilahi hakikatinin ilim diliyle ilanıdır.
Galaksinin En Konforlu Yeri
“... Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır.” (Nahl Suresi, 12)
Samanyolu Galaksisi, evrendeki yaklaşık 250 milyar galaksiden sadece bir tanesidir. 250 milyar galaksi... Bir çırpıda söylenebilen bu rakamı bir düşünün... Eğer her bir saniyede bir galaksi sayacak olsanız tümünü saymanız yaklaşık 10.000 yıl sürecektir. Dahası, 10.000 yıllık dönemde tek bir saniye olarak sayacağınız galaksimizin içindeki yıldız sayısı yaklaşık 200 milyardır. Güneş ise bu yıldızlardan sadece bir tanesidir.
Güneş'in tüm özellikleri dünyadaki yaşam için ayarlanmıştır: Ortalama büyüklükte bir yıldız olması; dünyaya uygun mesafede bulunması; yaydığı ışığın özellikleri; içerdiği element oranının bizim için uygun olması gibi. Isı ve ışık kaynağımız olan Güneş'in tüm özellikleri Allah'ın rahmetiyle bizler için ayarladığı seviyededir. Evrenin yaratıcısı Yüce Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:
"... Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır." (Nahl Suresi, 12)

Galaksideki tüm yıldızlar -Dünyamızın Güneş etrafında döndüğü gibi- galaksinin merkezi etrafında dönmektedir. Bu merkez etrafında dönen yaklaşık 200 milyar yıldızın her birinin yörüngesi farklıdır. Güneş ve elbette onunla beraber biz de, bu merkez etrafında sürekli olarak dönmekteyiz. Güneş'in bu merkez etrafındaki tek bir turu tamamlamasının yaklaşık olarak 230 milyon yıl sürdüğü hesaplanıyor.
Korunan Güneş
Güneş'in yörüngesini araştıran astronomi profesörü Guillermo Gonzalez Güneş'in bu yolculuğunda galaksideki tehlikeli bölgelerden korunduğunu fark etti. Gonzalez, Güneş'in bu özel yörüngesinin altında, onu benzeri yıldızlardan ayıran bazı özgün nitelikler yattığını belirtiyor. Böylece Güneş'in konumu, galaksinin yaşamı destekleyebilecek özellikte görünen çok ender yerlerinden biri olarak göze çarpıyor.
Gonzalez bu açıdan Güneş Sistemimizin Yerleşilebilir Galaktik Bölge olarak tanımladığı bölgede yer aldığını belirtiyor. Ve ekliyor:
"Gezegenimizdeki tüm canlılar -en basit bakteriden en kompleks yapıda canlılara kadar hepsi- varlıklarını bu faktörlerin eşsiz dengesine borçludur."
Gonzalez ' in tehlikelerine dikkat çektiği iki bölge galaksimizin merkezi ve galaksimizin dışında yer alan spiral kollardır. (Birçok galaksi spiral şekildedir. Bu galaksilerdeki yıldızlar, bir helezonu oluşturan çizgilerdeki gibi dizilirler. Kollar ise galaksinin en dışında yer alan kollarıdır)
Buna göre, eğer galaksinin merkezine yakın olsaydık;
Galaksinin merkezinde Güneş'in tam 3 milyon katı kütleye sahip bir kara delik bulunmaktadır. Bu karadelik muhteşem çekim kuvvetiyle etrafındaki tüm yıldızları yutarak onları yemektedir. Bilim adamları bu büyüklükte bir karadeliğin Dünyamızı yutmasının sadece bir saniye süreceğini belirtmektedirler.
Galaksinin merkezinde bu çok tehlikeli çekim kuvvetinin yanı sıra, bizim için çok zararlı olan radyasyon da yayılmaktadır. Bu radyasyon, dev yıldızları oluşturan maddenin, karadeliğin kütlesine katılırken sıkıştırılıp aşırı ısınmasından kaynaklanmaktadır.
Eğer bu bölgeye yakın olsaydık, yüksek radyasyondan dolayı yeryüzünde yaşam mümkün olmazdı. Galaksinin merkezinden yayılan zararlı gamma ışınları, X-ışınları ve kozmik ışınlar tek bir canlı hücre dahi bırakmazdı. Ancak Güneş Sistemimiz galaksinin merkezine yaklaşık 28.000 ışık yılı (266. 000.000.000.000.000 km-İkiyüzaltmışaltı katrilyon kilometre) uzaktadır ve tüm bu zararlı etkilerden uzakta ve güvendedir.
Güneş'in galaksinin tehlikeli koridorlarına sokulmadan ve özel ayarlanmış çembersel bir yörüngede akıp gitmesi Allah'ın tespit ettiği bir müstakardır:
"Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir." (Yasin Suresi, 38)
Eğer galaksinin spiral kollarında olsaydık;
Güneş, galaksinin merkezindeki tehlikelerden korunduğu gibi galaksinin dış çemberinde yer alan spiral kollardan da korunmaktadır. Bu spiral kollar çok sayıda yıldızın doğum yeridir. Burada devasa büyüklükte birçok yıldız bulunur ve toplam kütleleriyle galaksinin spiral kollarını yoğun bir çekim alanı haline getirir. Bu kollar özellikle Güneş Sistemindeki kuyruklu yıldızları etkileyerek Dünya için tehlike oluşturabilirler.
Güneş Sisteminde trilyonlarca kuyruklu yıldız bulunur. Bunlar sistemin en dışında yer alır ve tüm sistemi bir küre gibi kuşatırlar. Bu kuyruklu yıldızlar normalde Güneş'in etrafında yörüngededirler, ancak Güneş dışında bir kütlenin devreye girmesi durumunda yörüngeden çıkabilirler.
Eğer Güneş Sistemi galaksinin spiral kollarında olsaydı, bu kolların güçlü çekim kuvveti kuyruklu yıldızları yörüngelerinden kolaylıkla fırlatır, bu durumda dünyamız her an kuyruklu yıldızların bombardımanı altında kalırdı.
Ancak Gonzalez'in bildirdiğine göre güneşin iki özelliği bizi bu bombardımandan korumaktadır. Birincisi Güneş'in hızıdır. Güneş'in hızı spiral kolların hızına yakındır. İkisi de galaksi merkezinde yaklaşık aynı hızla dönmektedirler. Böylece Güneş'le spiral kolların yörüngesinin sık kesişmesi engellenmiş olur. Burada bizim yaşamamız için çok özel bir denge bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Gonzalez yıldızların %95'inin hızının spiral kollara uyumsuz olduğunu belirtmektedir. Güneş'in sahip olduğu bu özel hız sayesinde spiral kolların tehlikeli çekim etkilerinden korunuruz.
Güneş'in bizi spiral kollardan koruyan ikinci mucizevi özelliği yörüngesinin şeklidir. Güneş, yaşıtı olan yıldızlardaki gibi elips değil, çember şekilli bir yörüngeye sahiptir. Gonzalez bu konuda şunları söylemektedir:
"Eğer Güneş'in galaksi merkezi etrafındaki yörüngesi biraz daha az çembersel olsaydı, Güneş'in spiral kolların içinden geçme ihtimali yükselirdi."
Tüm bunlar Güneş'in konumu ve yörüngesinin özel olarak belirlendiğini göstermektedir. Allah bir ayette "Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış göğe Andolsun." (Zariyat Suresi, 7) buyurmaktadır.
Görüldüğü gibi modern bilimin Güneş'in yörüngesiyle ilgili bulguları Allah'ın 14 asır önce indirdiği Kuran ' da belirtilen ayetlerde işaret edildiği gibidir. Bu bilimsel araştırmalar Kuran'ın Allah sözü olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Şu anda Samanyolu Galaksisinin yerleşime en uygun bölgesinde bulunuyorsunuz. Güneş sisteminin galaksi haritasındaki yerini araştıran bilim adamları tüm hayatı yok edecek kadar yıkıcı kozmik fırtınalardan uzak ve güvende olduğumuzu ifade ediyor.
Güneş’in galaksinin tehlikeli koridorlarına sokulmadan ve özel ayarlanmış çembersel bir yörüngede akıp gitmesi Allah’ın tesbit ettiği bir müstakardır:
“Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (Yasin Suresi,38)
Galaksimizin Merkezinde Bulunan Dev Çukur
Milyarlarca yıldızın muhteşem bir uyum içinde yüzdüğü galaksimizin merkezinde, çok büyük bir kütlenin varlığı biliniyordu. Ancak bilim adamları arasında bu kütlenin neye ait olduğu üzerinde tam bir anlaşma mevcut değildi. Bazıları bunun, karanlık yıldızların oluşturduğu yoğun bir kümeleşme olduğunu düşünüyorken, diğerleri karadelik ihtimaline ağırlık veriyordu.
Karadelikler doğrudan gözlemlenemeyen, varlıkları astronomi biliminin bulgularıyla teorize edilen uzay cisimleridir. Yakıtı tükenen bir yıldızın kendi içine doğru büzülmesi ve en sonunda, yıldız yerine sınırsız yoğunlukta ve sıfır hacimde çok büyük bir çekim alanının ortaya çıkmasıyla oluşurlar. Bu cisimlerin gözle görülemiyor olmaları, bu büyük çekim kuvvetlerinden ışığın dahi kaçamıyor olmasından kaynaklanır.
Çöken Yıldız Her Şeyi İçine Çekiyor
Yıldızlar ömürlerinin belli bir noktasına ulaştıklarında kütlelerindeki elementlerin dengesi değişir. Bu evreye giren büyük yıldızlar çok şiddetli bir şekilde patlarlar. Süpernova adı verilen bu patlamalarından sonra, çok büyük bir kütlenin yanı sıra çok sıkıştırılmış bir hacme sahip karadelikler ortaya çıkar. Bu karadelikler belli bir mesafe içindeki her şeyi yutar. Kütleleri Güneş ' in kütlesinin milyon katından milyarlarca katına kadar değişebilir.
Nature adlı bilim dergisinde yayımlanan bir araştırma karadeliklerin gerçekten varolduğuna dair en sağlam kanıtı ortaya koydu. Almanya ' nın Münih kenti yakınlarındaki Max-Planck Dünyadışı Fiziği Enstitüsü'ne (Institute for Extraterrestrial Physics) bağlı bir astronom olan Rainer Schödel ve arkadaşları, on yılı aşkın bir süre boyunca galaktik merkezdeki yıldızların yörüngelerini incelediler. Bunlardan S2 adını verdikleri bir yıldızı 1992 yılında incelemeye aldılar. Bilim adamları S2 ' nin yörüngesini 15 yılda tamamladığını hesapladılar. Bir yıldızın galaksinin merkezi etrafındaki turunu sadece 15 yılda bitirmesi güç bir olay. Çünkü bizim Güneşimiz galaktik merkez etrafındaki yörüngesini tam 230 milyon senede tamamlayabiliyor.
Böylece Sagittarius A* ' nın son derece yoğun bir cisim olduğu ortaya çıkıyor. Dahası astronomlar tam bu cismin bulunduğu noktadan yoğun olarak X ışınları yayıldığını belirlediler. Bilim adamları bu ısının, Sagittarius A* ' nın çekim alanına yakalanan cisimlerin ısınarak açığa çıkardıkları radyasyon olduğunu, yani Sagittarius A'nın bir karadelik olduğunu artık neredeyse kesin olarak kabul ediyorlar. Texas Üniversitesi'nden Dr. Karl Gebhardt konuyla ilgili olarak: Bu sonuçlar şu ana kadar elimizde, devasa büyüklükte karadeliklerin sadece teoriden ibaret olmadığını, gerçekten var olduklarını gösteren en sağlam kanıtlar yorumunu yapıyor.
Yapılan çalışma bizleri evrenin büyüklüğü hakkında hayrete düşürecek detaylar ortaya koydu. Buna göre:
- S2 adlı yıldız, karadelik etrafında astronomik bir hızla, saniyede tam 5000 kilometre hızla hareket ediyor.
- Bir karşılaştırma yapacak olursak, bir roketin, dünyanın yerçekiminden kurtulması için saniyede 11.2 kilometre hızı yakalaması yeterli.
- Karadeliklerin çekim kuvvetinden saniyede 300.000 kilometre hızla giden ışık parçacıkları bile kaçamıyor.
- En hızlı taşıtlardan yüzlerce kat hızlı giden bu yıldız, dünyanın etrafını yalnızca 8 saniyede dönebilir.
Bu noktalar üzerinde biraz düşünecek olursak, muazzam büyüklükteki bir evrende ve devasa gök cisimleri arasında küçücük bir gezegende boşlukta yüzdüğümüzü anlarız. Tüm evreni bir uyum içinde bir arada tutan ve kozmik felaketleri engelleyen kudretin sahibi Rabbimiz olan Allah ' tır.
Evrendeki muhteşem tasarım bizlere üstün bir Yaratıcının varlığını haber verir. Evrenin yaklaşık 14 milyar yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir noktanın patlamasıyla yaratıldığını açıklayan Big Bang teorisi, geçtiğimiz yüzyılda kesin olarak ispatlanmıştır. Çağdaş bilim bu büyük patlamadan sonra ortaya çıkan dengenin tesadüflerle oluşmasının imkânsız olduğunu göstermiştir.
Bu dengenin oluşmasını sağlayan göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki her şeyin Rabbi olan Allah'tır. Evrenin her an Allah ' ın kontrolü altında bulunduğu bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 41)
Süpernovalar
Süpernova deyimi, astronomlar tarafından bir yıldızın patlayarak dağılmasını isimlendirmek için kullanılır. Dev bir yıldız, korkunç bir patlama ile kendisini yok eder ve içindeki madde de yine büyük bir hızla dört bir yana dağılır. Bu patlama sırasında yayılan ışık, yıldızın normal ışımasından binlerce kat daha kuvvetlidir.

Astronomlar süpernovaların evrenin oluşumunda çok önemli bir rol oynadığını düşünürler. Bu patlamalar, astronomların tahminine göre, maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması işine yarar. Patlama sonucunda dağılan yıldız artıklarının, evrenin başka köşelerinde birikerek yeniden yıldızlar ya da yıldız sistemleri oluşturduğu varsayılmaktadır. Bu varsayıma göre, Güneş, Güneş Sistemi içindeki gezegenler ve bu arada elbette bizim Dünyamız da, çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda ortaya çıkmıştır.
Ancak işin ilginç yanı, ilk bakışta basit birer patlama gibi durabilecek olan süpernovaların, gerçekte çok hassas bazı dengeler üzerine kurulmuş olmalarıdır. Michael Denton, Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) adlı kitabında şöyle yazar:
Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. (Michael Denton, Nature's Destiny, s. 11)
DÜNYANIN TEK UYDUSU AY
Atmosferi olmayan, üzeri kraterlerle kaplı, toz ve kayalarla dolu bir küre parçası olan Ay, Dünya’nın tek uydusudur. Ay’ın yarıçapı, Dünya’nın yarıçapının yaklaşık dörtte biri; hacmi, Dünya’nın hacminin yaklaşık ellide biri; kütlesi ise, Dünya’nın kütlesinin yaklaşık seksen birde biri kadardır. Ay, Dünya’nın merkezinden yaklaşık 385.000 km uzaklıkta bulunmakta ve Dünya etrafındaki bir dönüşünü 29,5 günde tamamlamaktadır.
Ay’ın Dünya üzerindeki Etkisi
Ay’ın Dünya üzerindeki en büyük etkisi git-gel olayıdır. “Evrensel çekim” prensibi evrendeki herhangi iki kütlenin birbirini çektiğini, bu çekme kuvvetinin maddelerin kütleleriyle doğru, aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olduğunu ifade eder. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvveti, suyla kara arasındaki adhezyon (Birbirine temas eden farklı maddeler arasındaki çekim kuvveti. Bardaktaki suyu boşalttığımızda bir miktarının bardakta kalması buna bir örnektir)
Gel-Git
Ay’ın dünya üzerindeki çekim kuvvetinin zayıf olması sebebiyle dünyadaki okyanus ve denizlerin kabarmasına veya alçalmasına neden olur. Bu olaya gel-git denir ve Ay’ın konumuna göre kabarma veya (alçalma, çekilme) olayları gözlenir. Dünya’daki gel-git olaylarının üçte biri Güneş, geri kalanı ise Ay’ın çekim kuvveti sebebiyle oluşmaktadır.
Ay Olmasaydı…
Eğer Ay var olmasaydı Dünya üzerinde gel-git olayı dolayısıyla da dünyanın dönüşü üzerindeki frenleme etkisi olmayacaktı. Bu durumda Dünyanın dönüş hızı şimdikinden 3 daha fazla olacaktı. Bir gezegenin kendi ekseni etrafında daha hızlı dönmesi, yüzeyindeki rüzgârların daha şiddetli esmesine yol açar. Dünya’nın daha hızlı dönmesinden dolayı hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olurdu ve yeryüzünde doğu-batı doğrultusunda saatteki hızı yaklaşık 160 km olan kasırgalar eserdi.
Meselâ kendi etrafında çok hızlı dönen Jüpiter ve Satürn’ün bir gününün yaklaşık 10 saat olduğu, bu sebeple yüzeylerinde doğu-batı doğrultusunda saatte hızı 500 km.ye varan sert rüzgârların estiği bilinmektedir. Bu gezegenlerin atmosferlerinde ve dönme yönlerinde bu şiddetli rüzgârların yol açtığı toz bulutları dünyadan teleskoplarla görülebilmektedir.
Bu da başta insan olmak üzere kompleks yapıda olan canlıların yaşamasına sebepler açısından elverişsiz şartların meydana gelmesi demektir.
Günler Kısalsaydı…
Dünyanın 3 kat hızlı dönmesi demek tahmin edileceği gibi bir günün 8 saat sürmesi anlamını taşıyor. Bu da başta insan olmak üzere kompleks yapıda olan canlıların yaşamasına sebepler açısından elverişsiz şartların meydana gelmesi demektir. Meselâ konuşma ve dinleme gibi temel insani faaliyetler de gerçekleşemeyebilirdi.
Bir gün sekiz saat olacağı için başta insan olmak üzere bazı canlıların biyolojik saatleri ile gün saati arasındaki farktan dolayı yaşam karmaşık bir hal alacak ve birtakım biyolojik dengesizlikler yavaş yavaş belirecekti. Ay olmasa idi kabarma hâdisesi düşük olacak ve deniz canlıları için uygun bir ortam meydana gelemeyebilecekti.
Ay ve Dünyanın eksenindeki eğim
Ay, Dünya’nın dönme ekseninin 23,5 derece açıda dengelenmesinde de rol almaktadır. Dünya’nın bu eğikliğinin mevsimlerin meydana gelmesine, eğiklik açısının kutupların ve Ekvator’un dengeli miktarda güneş ışığı almasına vesile olduğu, böylece Dünya’da hayatın devam etmesine uygun iklim şartlarının oluşturulduğu bilinmektedir.
Eksen Eğikliği 23° 27'dan Fazla Olsaydı (33°):
- Yıllık sıcaklık farkları artardı.
- Gece ile gündüz arasındaki ısı farkı artardı.
- Ekvatoral Kuşakta sıcaklık değerleri azalırken, Kutup Kuşağında artardı. Orta Kuşakta ise yazlar daha sıcak, kışlar daha soğuk olurdu.
- Aydınlanma çizgisi daha çok yer değiştirirdi.
Eksen Eğikliği 23° 27'dan Az Olsaydı (15°):
- Yıllık sıcaklık farkları azalırdı.
- Gece ile gündüz arasındaki ısı farkı azalırdı.
- Ekvatoral Kuşakta sıcaklık değerleri yükselirken, Kutup Kuşağında düşerdi. Orta Kuşakta ise yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.
- Aydınlanma çizgisi daha az yer değiştirirdi.
Ay ve Dünyanın Manyetik alanı
Uzaydan gelen kozmik ışınların çoğu, Dünya’ya giydirilen manyetik alan tarafından zararsız hâle getirilmektedir. Çok azı da, Dünya’ya ulaşıp atmosferdeki ve yeryüzündeki kimyasal olayların meydana gelmesinde rol oynamaktadır. Ay olmasaydı, Dünya ile birlikte merkezi de hızlı dönecekti. Dünya’nın merkezinde hızlı dönen sıvı dış çekirdek sebebiyle manyetik alan da daha kuvvetli olacaktı. Bu durumda hem atmosferin yapısında değişiklikler meydana gelecek, hem de bazı bakteriler ve manyetik alanı kullanarak yön bulan deniz kaplumbağaları, som balıkları, yılan balıkları, güvercinler, göçmen kuşlar gibi birçok canlı olumsuz etkilenecek ve çeşitli ekosistemler bugünkünden çok daha farklı olacaktı.
Ay’ın Dünyanın Isısına Katkısı ve Kalkan Olması
Ay’ın Dünya üzerindeki bir başka etkisi de, Güneş’ten gelen ışığı yansıtarak Dünya’nın 0,2 ºC ısınmasına neden olur. Ayrıca Ay, uzay boşluğunda gezen göktaşlarına karşı bir kalkan vazifesi gördüğünden, yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilirdi.
Evrendeki Düzenin Amacı
Kısacası Galaksimiz sSamanyolu ve Güneş Sistemi'nin yapısı, her türlü ayrıntısıyla birlikte canlılar için özel bir tasarıma sahiptir. Bir başka deyişle, evrenin fiziksel yasaları gibi Dünya'nın uzaydaki konumu da, bu evrenin insan yaşamı için yaratılmış olduğunu gösteren kanıtlar içermektedir. Yapılan tüm araştırmalar bu kusursuz düzenin ve tasarımı sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah'ın yarattığını tasdik etmektedir.

Kimi insanların bunu kavrayamamalarının nedeni ise samimi ve ön yargısız bir biçimde düşünememeleridir. Oysa samimi olarak düşünen her akıl sahibi insan, evrende hiçbir şeyin amaçsız ve başıboş olmadığını, "Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır..." (Sad Suresi, 27)ayetiyle bildirildiği gibi, evrenin canlılar için Allah'ın yaratmış ve düzenlemiş olduğunu anlar.
Bu derin kavrayış, bir başka Kuran ayetinde şöyle tarif edilmektedir:
"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten deliller vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190–191)













Bilimin çökerttiği Evrim Teorisi, şimdi propaganda yöntemlerinin de deşifre edilmesiyle yepyeni bir çöküş daha yaşıyor.

